Çağla Çinili

Category : no 7
SON TANDA; PUGLİESE
“Milongadan sonra kahve içmek ister misin bir yerlerde? Yorgun olmazsan tabii…” Kaşları havada, üç tandadır1 gözlerini dikip izlediği kızıl Ukraynalı’ya bakarak cevapladı, “Bana gidelim, kahve var evde.” Boğazının gerisinde başlayan ağrı iki kaburgasını ayırarak midesine iniyor. Dönüp doğrudan adama baktı. Dalgalı saçları terli alnına perçem perçem dökülmüş. Beş parmağını geçirerek taradığı kırların başladığı çizgiden uzanan şakakları kırkların son çeyreğine özgü eskimişlikle çizgi çizgi. Kulağıyla ensesi arasında bekleyen küçük, beyaz açıklıktan kokusu yükseliyor. Parfüm değil, deodorant değil. Onun konusu. Baharatlı. Gelirim dese, hakikaten evine giderler. Kahve de yapar belki ama o kahveleri içemezler. Bunu biliyor. Bunu bildiğini adam da biliyor. Zaten o yüzden sürekli eve davet ediyor. Sonra? Evde kahveleri soğutmak kolay. Ya dışarıda bir fincan boyu konuşmak? Buna değmeyecek kadar sıkıcı mı? Filmler izler, kitaplar okur, sergilere gider zamanı oldukça. Yüksek lisansı yeni bitmiş, üç dili var. Bir fincan kahve bitene kadar dayanılmayacak bir sohbeti olamaz. Yoksa öyle mi? Ya da çok mu çirkin? Gözleri, dağılan pistten çivi topuklu ayaklarına doğru aktı, dün boyadığı tırnaklarından önce tarak kemiklerine sonra dizlerine oradan da uyluğundan kasıklarına uzanan yırtmacı taradı. Bacakları kalın belki, belki beli kalın. Giydiği elbiseler mi yakışmıyor? Ya kokusu? Geçen gün arkadaşları yumuşatıcı gibi kokuyor ne biçim parfüm dediler. Ağır, yaşlı işi bir şey mi sıkıyor yoksa farkına varmadan? Sözgelimi yanındaki adamın gözlerini gece boyu çalan şu Kızıl. İncecik bel, bembeyaz bacaklar. Saçlarının sol yarısı yanaklarına dökülüyor, sağ yarısı kulak arkasından ensesine kadar bir numara traşlı. Burnundan kulağına uzanan bir hızma takmış. Şal desenli beyaz şalvarının içinde mart sonunda açan kiraz çiçekleri kadar güzel. Muhtemelen yirmilerinin ortasında hatta muhtemelen başında. O, öyle bir kadını beğenir ancak. Modern, çağa ayak uyduran. Kızıl. Kısa saçlı. Yeşil gözlü. Burnunda hızması olan belki. Sütyen giymeyebilecek kadar diri göğüslü… Kısacası asla ona benzemeyen. Kendini üstü hurçlar dolu sandıkta sararmış patiskalar kadar ağır, sönük ve yararsız hissediyor.

Pist dört saattir onlarca çiftin durmadan döndürdüğü ronda2 yüzünden iyice yumuşadı. Kösele tabanlı pabuçlar bile dönemiyor. Cortina3  girdi, gece bitti bitecek. Son tanda mı, sondan bir önceki mi ne. Pugliese hâlâ çalmadı, belki sıradaki odur, Pugliese’siz milonga olmaz. Boyuna pistin hızıyla oynamadı DJ, yavaştan gitti bu gece. Sıkılan olmuştu muhakkak. Buraya gitmez düşük perde. Misal köşedeki tüysüzün içi geçti geçecek. Bütün gece aynı şişeyi kafasına dikti, öğrenci olsa gerek. Yanındaki adam, yaslandığı sandalyeden doğrulup boşalan piste doğru boynunu uzattı. Uzun salonun duvarlarını kaplayan aynalar dansçı nüfusunu iki katına çıkarıyor. On beşer saniyelik cortina aralarında salon daha hareketli, insanlar birbirlerine karşı daha güler yüzlü oluyor. Dakikalardır birbiriyle dans etmek için bekleyenler, birileriyle dans etmek için bekleyenler, dans etmeyi bırakıp oturmayı bekleyenler birbirine karışıyor. Pistin cortina trafiği hızlandırılmış bir kavşak manzarası kadar karışık, neşeli. Adam geriye attığı omuzlarının üstünde ileri uzattığı başıyla Kızıl’ın iri gözlerini bir, eğer mümkünse iki, tandalığına yakalamaya çalışıyor. Gecenin başından beri salonun dört bir yanında neredeyse köşe kapmaca oynamalarına rağmen kadınla göz kontağı kurup da onu dansa kaldırmayı başaramadı. Kızıl, pistteki partnerine ellerini arkaya bağlayıp başını eğerek teşekkür etti. Köşedeki bara gidip pipetli kokteylini aldı. Gözleri elindeki kadehte. Israrla bakmıyor adama. 

Gece boyu dansa kaldırır ümidiyle bu sandalyede, onu bekledi. Ne onu adım adım takip edip salonu gezdi ne de kalk dans edelim dedi. Beklentisini hissettirmemeye çalışarak oturup salak gibi bekledi. Kızıl’ı kovalaması, bu arada bazı tandalarda pistte dönmesi bitince yanına gelmiş, “naber, gel sigaraya çıkalım” diyerek elini dizine koymuştu. İçi erimişti o an. O da bunu biliyordu. Onun bunu bildiğini bilmesiyle ilgilenmiyordu ama. Sırf bu yüzden o eve gitmeyecek. Bütün gece son tandada dans etmek için onu dansa kaldırmadığını düşünse fazla iyimser mi davranmış olur? Karşılaştıklarında çok çok yakın davranıyor, sarılıyor, sarılırken kulağına “özlemişim” falan diyor, gözlerine uzun uzun bakıyor. Hatta az önce sigara içerlerken de böyle yaptı, hatta ağzındaki sigarayı ona uzattı, hatta tereddüt ettiğinde izmariti ters çevirip dudaklarının arasına yerleştirdi... İnsan hoşlanmadığı birine ağzındaki sigarayı vermezdi sonuçta. Acaba son tandayı onunla yapar mı? 

Adamın yana kayarken kendine çarpmasıyla irkildi. Kafasını çevirince uzun, sarı saçlı bir kadına yer açmaya çalıştığını gördü. Şimdi iki sandalyede üç kişi oturuyorlar. Adam kıçını ona dönmüş, bir kolunu kadına dolamış. “Nasılsın görüşmeyeli” diyor. “Sigaraya çıkalım mı?” Göğüs kafesini yaran sancının yerini yanmaya bıraktığını hissediyor. Tam kalbinin olması gereken yerde alev alıp köpüren bir kütle. Sandalyeden de düştü düşecek. Bunu fark eden adam dünyanın en düşünceli adamı ifadesini takınarak boştaki eliyle onu meme altından sardı. Diğer eliyse sarışının dizinde. Başparmağı dizin üstünde usul usul gidip geliyor… Kendini, o dizin üstünde küçük daireler çizen parmağın adama ait olmadığına ikna edemiyor. Nefes alamıyor, midesindeki şarap gırtlağına tırmanıyor.

“Son tanda! Pugliese...” 4

Gözlerinin dolmasına izin vermemek için şiddetle kafasını çevirdi. Hiddetle kısılan gözleri bir çift yeşil gözle kesişti. Tüm gece yanındaki adamla birlikte izlediği o kadın. Gülümsüyor. Hiç düşünmeden tek kaşını kaldırarak cabeceo5 yaptı. Kadın oturduğu iskemleden inerken, o da adamın elini ittirerek hışımla girişe yürüdü. Saatlerdir ruganı etini kesen çivi topuklu ayakkabılarını fırlatıp kasanın yanındaki koli bandını aldı. “Cart” sesine aldırmadan bandı her iki ayağına da ayrı ayrı tarak kemiğinden tabanı enlemesine saracak şekilde üç kere doladı, kalan ruloyu kasa kilidine takılı anahtarla kerterek kopardı. Sonra kadınla birlikte piste doğru yürüdü.

Ne düşünmesi gerektiğini bilmiyor. Sadece kızgın. Çok kızgın. Damarlarının içinde kan yerine ateş akıyor gibi kızgın. Aşk bu kadar aşağılık hissettiriyorsa bir sorun var. Sorun nerede? Yumuşatıcı gibi kokan, yirmi dakika sohbet edilecek kadar tahammül edilemez, kart zevkli kendinde mi? Yoksa her boşlukta onu manipüle ettiğini bildiği ama her seferinde belki bu sefer farklı olur diye yaklaştığı şu andropozlu pezevenkte mi? Kendinden bir karış kısa yüze göz ucuyla baktı. Elmacık kemiklerinin üstündeki çiller, yüzüne vuran Galata Kulesi ışıklarından kristal tanelermişçesine parlıyor. Islak saç köklerinden kurtulan tüyler ebru teknesine dağılan desenler gibi kıvrılarak terli alnına döşenmiş. İki iri zümrütü çevrelercesine kıpırdayan kirpikleriyle, iyilikle gülümsüyor. Hakikaten çok güzel. Bu kadar güzel bir insana istese de haset duyamaz. Şimdi karşı karşıyalar. Tüm gece yanındaki manipülatif göt lalesini, şükürler olsun, ısrarla görmeyen kadın, gecenin son ve en güzel tandası için karşısında dikiliyor.

Un Tango Para El Recuerdo’nun ilk vuruşu tüm göğüslerin kulak kesildiği salona akarken birbirlerine usulca yaslandılar. Sarılmaya alıştığı soğuk ceketli sert omuzların aksine ona yaslanan gövdenin yumuşaklığı hem çok tanıdık hem de çok yabancı. Kendisine uzanan kolların altından sağ elini uzatıp yumuşak gövdeyi yasem in asması gibi sardı. Sol eli, sarıldığı gövdenin sağ eliyle buluşup yere bakan dirseklerle bir çerçeve yarattı. Onlar için saatler, rondada akan çiftler için saniyeler, esasında tam otuz üç saniye tutan süre boyunca kökleriyle toprağı yaran, başlarıyla göğe uzanan başaklar gibi oldukları yerde salınıp oldukları yerle ve birbirleriyle şarkıya karıştılar. Dans etmek güdüsünün içinde kadük kalmış eylemsizliğin gücüne inanarak durdular. Duymanın, dinlemekle mümkün olacağını bilerek durdular. Bir daha asla duramayacaklarmışçasına durdular. 

                                                                                                       “Cuando vine pa´ este barrio, de la mano de mis viejos…”6 

					
Vücudunda biriken tüm ateşi ve öfkeyi yavaşça göğsünden karnına doğru iterek kasılan karın kaslarında topluyor. Şimdi kalçası kontrollü fakat serbest. On parmağı ve iki tabanı ile tutunduğu zemini her santimiyle hissediyor. Karnındaki ateşi uyluklarına yönlendirerek başparmaklarına doğru iç bacaklarının tüm hattını tatlı tatlı yakan kasları geriyor. Bedeni yalnızca ruhunu taşıyan etten ve boş bir kütle değil. Yaşayan, yaralanan, iyileşen, büyüyen ve hissettiklerini yansıtan bir mucize. Yalnızca mevcut hacmi ve kütlesiyle sınırlı, değişkenleri çalan şarkıya, çerçevesine aldığı bedenin uyumuna, pistin durumuna, kaslarının formuna bağlı ihtimaller mucizesi. 

Kapattığı gözlerini yolunu görebilmek için araladı. Ağırlığını sola verip göğsüyle çerçevesine aldığı kadını ilk adıma çıkardı. Ilık, yoğun bir havuzun içinde yürürcesine ağır, kuvvetli… Yürüyor, dönüyor, yıllardır dans ediyor olmanın verdiği alışılmış cesaretle birbirlerinin bacaklarına dolanıyorlar. Terli sırtları en küçük karşıt enerjiye duyarlı, artan ısıyla tepki veriyor. Omuzların başlattığı dönüşlere kalçalar devam ediyor, ucuna ağırlık bağlı olan birbirine dolanmış iki halatın hızla çözülüşü gibi dev bir burguya dönüşüyorlar. Tanda boyunca şarkılar arasındaki saniyelik boşluklar Un Tango Para El Recuerdo’dan 

                                                                                         “...Menos mal que Dios ha puesto una flor en mi camino
                                                                                                   Perfumando mi existencia el amor de una mujer…”			

Cascabelito’ya yürümeleri, 

“...Cascabel, Cascabelito;
                         ríe, ríe y no llores
                                           que tu risa juvenil
                                                       tenga perfumes de tus amores.
                                                                              Cascabel, Cascabelito;
                                                            ríe, no tengas cuidado			
                                           que aunque no estoy a tu lado					
              te llevo en mi corazón…” 7								

oradan Que falta que me hacés’e uğramaları 
                                                                   “...Qué ganas de encontrarte		
                                                                               después de tantas noches.
                                            Qué ganas de abrazarte,				
                                                    ¡qué falta que me haces!...			
                  Si vieras que ternura							
que tengo para darte,									
             capaz de hacer un mundo							
                                                 y dártelo después.					
                         Y entonces, si te encuentro,						
              seremos nuevamente,								
        desesperadamente,									
los dos para los dos...” 8	
							
ve en son A Evaristo Carriego’da uyanmaları için üzerine basılacak birer bağlaç. Kontrol onda. Bir çerçeve ne kadar akışkan olabilirse o kadar akışkan. Bir çerçeve eğilmeden ne kadar bükülebilirse o kadar kıvrılıyor. Kumral saçları firketelerden kurtulmuş, farkında bile değil. Sağ eli kavradığı sırtın derinliklerine gömülü, atan kalbi avuçluyor. Burun kanatları tüm salonu içine çekmek istercesine gergin. Akan rimeli teriyle yuvarlanarak gerdanına inmiş, kaşları çatık. Bembeyaz yüzü karanlık pistte doğan, büyüyen, dolan ve küçülüp kaybolan bir dolunay. La Cumparsita9 başlarken nabızları hızlanıyor. Pugliese’nin dramatik geriliminin yerini D’arienzo’nun dominant fakat akışkan notaları alıyor.10
Artık bacakları o kadar kontrollü olmak zorunda değil. Serbest bıraktığı dizleri bandoneon ve piyanonun telaşsız fakat hızlı ritmini kas hafızasıyla takip ediyor. Düşünmüyor, planlamıyor, şarkının her ritmini yakalıyor, basıyor, pistten aynalara doğru fırlatıyorlar. Birinin boleosu11  diğerinin sırtını çiziyor, birinin ganchosu12 diğerinin belinde patlıyor. Aldıkları her pivotta13 yumuşamış zemin göçüyor, adımların ardında uzayan, siyah çizgileri kalıyor. Zemini tepiyor, boşluğu tekmeliyor hatta artık iki kalpli, dört bacaklı ve dört kollu bir hayvan gibi şarkıyla dalaşıyor, dururken biriktirdikleri ne çok yağmur varsa yüklü bir bulut gibi piste boşaltıyorlar. 
14
Bandoneon’un her soloda neşeden hırçınlığa evrilen sesi piyanoyu bastırarak sona erdi. Uçuşan tozların bile havada donduğu o an, tüm salonda sessizlik bile susuyor. Sonrası uyanış. Sonrası kenetlenen ötekinden, usulca çözülüş. 
Kadın, kollarını çözer çözmez kaşlarını çatıp yere baktı. Veda etmekten çok, sır verip kaçarcasına boynuna sarılarak konuştu, “Your perfume smells amazing. Is it jasmine?” sonra cevabı beklemeden dönüp gitti. Giden kadının ardından bakakaldı. Duyduğu şeyi doğru anlayıp anlamadığından emin olamıyor, emin olmadan da hareket edebilecek gibi hissetmiyor. Gece bitmişti. Son tandadan sonra kimse fazla beklemez. Kulenin çevresini dolanan rüzgâr açık pencereden girip terli sırtına dokunuyor. Ardından gidip duyduğu şeyi teyit etse mi yoksa boş verse daha mı iyi?

“Sakın bir daha yapma.” İrkilerek döndü. Müdavim milongueralardan15 biri. Eskilerden. Daha evvel bir ya da iki kez konuşmuşlardır. “Neyi yapmayayım?” Kadın gözlerini devirerek cevapladı, “Avrupa’daki queer tango milongasında değilsin, lokal milongalarda kadınlarla dans etme.” Anlamıyor, “Neden ki?” Elini montlarını giyip sırtlarına ayakkabı çantalarını asmış adamlara doğru sallayarak büyüyen ağzıyla cevap veriyor kadın, “Türkiye burası. Seni lezbiyen zannederler, dansa kaldırmazlar. İyiliğin için söylüyorum.” 

İyiliği için onu uyardığını söyleyen kadına bakıyor, köşede kendisine anlaşılmaz gözlerle bakarken diğer yandan dizini okşadığı sarışına montunu giydiren adama bakıyor, daha iyi dönebilsin diye ayaklarına doladığı bandın çatlamış yüzeyine bakıyor, ay ışığının aydınlattığı Galata Kulesi’nin iri pencerelerine bakıyor ama anlamıyor. Bütün bu tuhaflıklara anlam veremiyor. İnsanların büyük kısmı anlam veremeyeceği kadar çarpık düşünüyor. Dans ediyor olmanın hatta âşık olmanın, bedensel ve duygusal dokunulmazlıktan feragat etmek anlamına gelmediğini kabullenemeyen insanlara dansın cinsiyetsiz olduğunu anlatacak dermanı kalmamış. Eşli danslarda kadın ve erkek olmadığını, takipçi ve lider olduğunu anlatmaktan iflahı kesilmiş. Sinirlenmek istiyor, sinirlenmesi gerek. Sinirlenemiyor. Parfümü burnuna güzel güzel kokuyor çünkü, o an dünyanın en güzel kokan kadını o. Gülümsüyor, “Seninle iyi dans ettiğin için değil de sadece lezbiyen olmadığın için mi dans ettiklerini düşünüyorsun?” Kadının ağzı büzülüyor, gözleri büyüyor, “Konu ben değilim! İnsan gibi uyardık işte, dans edecek adam bulamazsın.” Omuz silkiyor sakince, “Siktirsinler.” 

Hafiflemiş fakat ağrıyan tabanlarının keyfini sürerek masasına döndü. Telefonunu çantasına attı, ayakkabılarını alıp çift bölmeli saten kılıflarına yerleştirdi. Bot bağcıklarını bağlarken bir ıslıktır tutturdu. Saten kesesini omzuna atmış vaziyette beş kat merdiveni Cascabelito’yu üfleyerek indi. İndikten sonra ağır giriş kapısına tam asılacakken arkasından bir çift ayak sesinin koşar adım yaklaştığını duydu. “Hey!” Sese döndü. Yine o. Az evvelki iyicil gülümseme. Yetişmek için koşmuş mu? Konuşurken üç kelimede bir derin derin nefes alıyor. Yüzü yine kızarmış, terlemiş, parlıyor. 

“It’s almost 3 p.m. I don’t know which cafes are open at this time, but there should be some open places close to the tower. Would you like to have some coffee with me if you don’t have a better plan?”
  1. Çiftlerin bir tur dansı için sıralanmış 3 ya da 4 tango, milonga ya da vals şarkısından oluşan demet.
  2. Milonga pistinde saatin ters yönüne akan, dansçı çiftlerin dans ederken oluşturduğu geniş çember. 
  3. Partner değiştirmek ve dansı bırakmak üzere verilen 15 saniyelik mola boyunca çalınan, tango olmayan şarkılara verilen genel ad.
  4. https://open.spotify.com/playlist/6Jhjh5IqeWrYlGvCRJQXaA?si=d98ddf5b5e244c0f
  5.  Dans gecelerinde uzaktan göz kontağı ve baş hareketleriyle dans partnerini dansa davet etmek.
  6. Jorge Maciel - Orquestra Osvaldo Pugliese, “ Un Tango Para El Recuerdo”, 1957, 33. saniye
  7.  Jorge Maciel - Orquestra Osvaldo Pugliese, “Cascabelito”, 1955, 59. saniye
  8.  Jorge Maciel - Orquestra Osvaldo Pugliese, “Que falta que me hacés”, 1964, 1:17. saniye
  9.  Milonga gecelerinin yalnızca başında ve sonunda çalınması gelenekselleşmiş, tüm zamanların en çok bilinen tango şarkısı.
  10. Juan D’Arienzo y su orquestra tipica, “La Cumparsita”, 1937, Bandoneon, 1:52. saniye
  11. Tango term.- kırbaç
  12. Tango term.- çengel
  13.  Tango term.-dönüş
  14. Juan D’Arienzo y su orquestra tipica, “La Cumparsita”, 1937, Bandoneon, 3:31. saniye
  15. Sosyal dansçı kadın

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

@