Oğulcan Kütük

Category : no 7
Bitişik Atış
Eşcinsel olduğu için, aile içinde verilen hükümle öldürülmesine 
karar verilen ve direnç göstermesin diye amcasının ellerini tutup, 
babasınınsa başına silahla tek el ‘bitişik atış’ yaparak öldürdüğü, 
cesedi yol kenarına bırakılan 17 Yaşındaki Roşin Çiçek için. 

     
I.

ben hep vardım bastır içini – içeri bastır
bir karşılığım yoktu, sakalımı kazıdım etime indim

dünyadan beri burada yok gibi durmanın
dünya varken yok gibi durmanın
karşıda yaratılmanın pek kazancı yok
siyah giymenin, iç çekmenin, geri gelmenin
yalnız adı var bunların, dışarı itilmenin 

bütün bunlarla çok ilgilendim
yumruğun havada bıraktığı çukurla, küçük diliyle insanın
üzülmedim delirdim – bütün boynum morardı taksim’de
suya dayanıklıydım, on yılda geçtim kendimi 
dünya biraz değişti, anadolu kurtulamadı kendinden

ben hep vardım
inkâr edersen güleriz, yedi ceddin içindeyim
senin sarıklı ecdadın sürsün fermanını sağdan sola
yüzüme gözüme sürsün lan payitahta bir namlu sürsün
ben üzülmem korkmam bunları aldılar benden
inkârdan yapıldım yani inkâr edilemem





II.

çitimi kendim çevirdim, böyle dümdüz sökülsem yeter
aklım uzadı, tırnaklarımda birikene inanıp soyundum
insan son kez aynaya bakarken ne görebilir dedim
son olduğunu biliyorsa ne görebilir ki dedim: 
soyundum ve mezara benzedim istiklal’in ucunda

–	cesedin üstüne örtülen gazetenin sesi
–	su testisi derken açılan E sesi 
–	savcının giydiği kunduranın topuk sesi
–	morg kapısında yıllanan paslı ray sesi

şimdi say ki erkek desinler, onların köyünde iman dölüm
jandarma ayıplasın gıcırdasın güzel tabutum 
yüzüme bakan sökülmesin, sökülmeyi düşünsün yeter
gömleğimden örtü olur desinler, son sözümden intikam:

çattım kemiklerimden yeni kimlik çattım
yine soyunun devamını benden bekledi babam

         

“Mahkeme gerekçeli kararında, baba Metin Çiçek ile amca Şehmuz Çiçek’in
Roşin Çiçek’i, (17) farklı cinsel eğilimleri nedeniyle, çevreden söylenen
dedikodu mahiyetindeki sözlerden rahatsız olmaları ve maktulün cinsel
tercihlerinde karalılık göstermesi nedeniyle kasten öldürdüklerini vurguladı. 
Duruşmada katil baba Metin Çiçek’e ağırlaştırılmış ömür boyu, katil amca 
Şehmus Çiçek’e ise ömür boyu hapis cezası verildi. Haksız tahrik
indirimi uygulanmadı. —  Cumhuriyet, 24.03.2014












İnanç Avadit

Category : no 7
Naldökenli Ayhan'ın Mahalleden Çocukluk Arkadaşı İsmet’e Yazıp Hiç Göndermediği Mektuptur
“Aşk vuruşmaktır, bir düşünün abiler”.
İsmet,
Nasılsın, umarım iyisindir, buralar hep bildiğin gibi,
Senin teninden yayılan bu kıyamet,
Bana sorduğu tek bir soru var:
Nerede başlıyor, nerede bitiyor İsmet?
Bu akışkanlar dinamiği,
Bir sana yükseliyor bir başkasına,
Arafta bir hafta sonu tatili olsa eyvallah dersin,
Bir su mu akıyor aramızda,
Bir yanardağ mı patlamış Endonezya’da,
Belli değil.
Belli değil meylim doğa olaylarına,
Deprem mi sel mi,
Dolu mu yağıyor temmuz ortasında,
Her yüzyılda bir kere kopan kıyamet,
Kopmuyor İsmet,
Senden bana gelen bir yol olmayınca.
Aramızda bir deniz olsa ikiye bölersin,
Biri senin biri benim,
Aramızda iki bardak su dursa,
Şaraba dönüştürür ellerin,
Afrika’dan çıktığımız bu milyon yıllık yolda,
Biz seninle nasıl karşılaştık, kimse bilmiyor İsmet.
Sana baktığım boşlukta çakan şimşek,
Beni sana bağlayan bu kod,
Bu görünmez ipleri içimin,
Aşkımıza diyecek yok,
Katil bir çöl olmasa aramızda,
Bu nasıl bir Exodus İsmet,
Anadol’ların Ford motorları karpuz taşımış da 
İki etin birbirini tanıması yasak kılınmış,
hâlâ hâlâ hâ







A. Gülfem Özer

Category : no 7
vatkasız da heybetliyim
geçmez günler unutursam kendimi, adım fuşya
hiç bela okumadım kuşaklara
çorabıma ceza yazıyorlar, yarın bir gün kanıma da yazacaklar
biliyorum, fazlasını sorma

tosluyorum diyorum, kaldırsınlar şu duvarı
yaşayacağım daha çok 
şey var, hava biraz yağmurlu 
seviyorum ve buna dahil ah'ı evrenin
ahlar diyorum, vahlar diyorum, ceza yazıyorlar süratime
suretime tükürmek geçiyor içlerinden, 
diyorum eflatunun en güzeli benim
bu mezar taşını ben değil, siz diktiniz
en güzel kavuniçi benim 

davullar patlıyor, bu akşam neredeyiz
kahveyi severim, sade, sütlü, şekerli
her saç telim birbirinden kıymetli
kalbim bu dünyanın tüm yerlilerine açık
toplamaya çalışma sen de yerdeki izmariti  
benim adım fuşya, biraz kızgınım
biraz dezavantajlı kendi yatağımda

bak, sen beni öldürmedin
ve yüzümüz birbirine benziyor yaşlandıkça
canım, yastığına çiviler dikmek yerine mayandaki taşları temizle
ne diye ağrıtıyorsun başını, senin çölün nere, benimki nere
ceza yazıyorlar, neymiş, kırmızıda geçmişim
ben aştım da geldim kendimi, sıvılarım tarif etti yolu canım benim
kırmızı senin için dur demek olabilir, bana koş diyor sırtını çiğnediğim

bir zahmet patlat kafanı, iki günlük dünya
küpeliyim ve deliyim, oh, ne olsun daha
kağıttan dikeceksen evlerini, rüzgarıma bulaşma
hayatımı şu tepeye kurdum, menekşeleri şurada suladım
uyudum, uyandım, canım bak, ben büyüdüm 
benden bu kadar korkma, çek dizlerine kadar çorabı, 
tanıştırayım, adım fuşya

uyan da balığa gidelim, ey
seyret, bak göğün kokusuna, rengine canım benim
sen buluttan öğrendiklerinle yetineceksen buyur
koca bir kuşak var benim elimde
kaldı ki, şekiller nasıl anlatsın beni
şehirler yetmiyorken ruhuma tanımlar yüklemeye

bugün,
zarlarla yürüdüm kafamın dikine
karnım bir bitpazarı, karnım doyurduklarım
hisliyim balkonlarında alkış tutanlara
hisliyim metro istasyonundaki yansımama
tuvalimi, paletimi
içi dolu yüreğimi
omuzlarımdaki vatkayı da söktüm sonra

bir zahmet as bayrakları, anlatmak istediğim çok şey var
ben de yorgunum be canım, ensende soluklanmamda ne var
kahveyi her türlü sevdiğimi söylemiştim
canım bana unut diyorlar kendini
nasıl unutayım, gözlerim mor oluyor denizden çıkınca
güneşe bakınca asil, karanlıkta ağlamaklı
canım dans etme diyorlar bana
nasıl etmem, ruhum bu evrenden kaçıp geri gelirken
çimleri ezdiğim çoraplara sevdiğim ünlü imza atmışken
nasıl dans etmem, saçlarımı suyun dalgasına özendirmişken

adım fuşya canım
içim kıpır kıpır ve yollarım mis
bana bir kahve yap, ben yoldan geçen birine güleyim
sorarlarsa onlara da anlatayım 
şimdi mezarları öpüyorum, toprak rengini çorabımda taşıyorum 
ve canım
ben hep dans ediyorum, sen de bu kadar yüzsüz ol




Deniz Durukan

Category : no 7
epik fantezi

filizlenme ihtimalim var
saklayın tohumlarımı 
ya da fırlatın sapımdan
artık parçası değilim bir demetin
bu mahallenin, bu cilalı zeminlerin 
sefaletiyle çıkıyorum kendi üstüme
yayılıyorum tükenerek
galiba kendime alaka duyuyorum
hatta oramdan öpüyorum seni
komodo ejderi gibi 
giydim roma tuniğini
tam altı metre uzunluğunda
dolanarak belimden omzuma
bu yoksul yatağına
ödeme yapar mı parlamento
ödetir mi yoksa hazinesini
bakırdan hançerle
söylesene bu grameri kim soktu aklımıza
bu metni kim yazdı bronz aynaya
bak dokunuyorum kendime
artık birisi değilim
çok şeyim
kim ne derse desin
uğruna yapılacak şeylerin listesi yok
yani düşebiliriz kara deliğe
gaipten gelen bir sesle
bozabiliriz hizayı
hayat paslanmaz çelik değil
kağıttan sanat
ne yazarsan o kalır geriye








Güzel Değil Miyim
“Memelerin, ah memelerin bir de. 
Sağını aşka ayırmışsın, solunu boşluğa.”
Sema Kaygusuz
Serinliğe bakan ölümün kımıltısına
yenilmiş bir dünya telaşı 
                                       kanıyor  
                                                   duvar
                                                            -a
Duvar ki 
ahşap çerçevede uyutulmuş bir anne 

Açsın diye gözlerini bir mendile oyup kendimi 
pakladım. Sonra tutup bir ayetin 
                                                    tersinden 
                                                                  anlat
                                                                         -tım 
Ağzım ki 
bir kadının göğsünde büyüyen gökkuşağı 

Kalsın diye biraz daha kapattım içime terk edilmiş 
çağları. Sonra tutup kendimi 
                                             öksüz
                                                      bırak
                                                              -tım

Ben ki
çekip giden kadınların kayboluş yeri 








Lezbos’u Düşlerken 

sabah nefeslenirim sonsuz bir rüyadan kalanlarla: tadını çıkarmak için
kadınlar aleminin. doğurgan bir korulukta şarkı söyleriz, okşarız 
lavanta kümelerini, berrak su çağlayanları altında yıkanırız. durup
dururken, çıplak ve ıslak, üst üste bineriz. bizim
tutkumuz balina gibi, denizin derinlerinde sakinlik arar.
 
uyandığımda saçlarımda seks kokusu var. 
 
rüyalar, tüm günlerimi rayihalar. postaneye giderim,
çiçek ve yemiş baskılı posta pullarını ararım, mektup 
gönderebileyim diye derin uykudayken beni seven kadınlara. 
 
bizim olmayan bir dünyadayız. ne yapacağız pekala
her gece biz çıplakken zihnimize değen rüyalarla? 
 
kadınlar alemi bir rüya, başkası değil. kim bilir
kaçımız yıkanacak ormanlarda ya da bizden birileri
etimizle uçuracak mı bizleri uzaklara? kimse bilmez. 
neyse ki cenneti düşlüyoruz hep, onu bizim kılıyoruz da, orada 
birbirimizi bulacağız, bize ait müşterek bir anda yaşayacağız. 
 
ve yine uyandığımda saçlarımda seks kokusu olacak. 



Türkçesi: Göksenin Abdal


tatiana de la tierra, "Dreaming of Lesbos" from For the Hard Ones: A Lesbian Phenomenology / Para las duras: Una fenomenología lesbiana published by A Midsummer Night's Press and Sinister Wisdom.  



Şiirin aslını okumak için tıklayınız.




Ozan R. Kartal

Category : no 7
buka barane

üstümüze basacaklar
çünkü biliyorum
uyanırken ismimizi ağızlarına alıyorlar
uyurken de bir kolun en beyaz yöresine
çiziyorlar suratımızı unutmamak için
kuru ağaçta yaş ağaçta / eski ahitte yeni ahitte
teker teker yazılmış ismimiz / bizi yazmışlar
onikiden vuracaklar başımızda duracaklar
sanki bir bektaşi pornosunda geçmişiz kayıtlara
bizi unutanları/
ısrarla unutacaklar

dirsekleri aynı kubbenin altında sertleşmiş
dizleri artık ağrımıyor onların
bizi her rekatta korkutuyorlar
gözlerimize bakacaklar
siyah / beyazdan ayrıldığında
peşimizden koşacaklar
biz her masalın kahramanları
biz kestirmelerin ezbercileri
sanki bir garibanın en sevdiği şarkıyız
boynumuzdan aktıkça ter
dünyada varız / hatırlayınız

yedinci günde bizi duyacak
dilimizi bilmek için altı gündür dua edenler
giydiği pazenleri bir patrikhane bodrumunda üreten
işine gelince sefarad / işine gelince püriten
bizden bir merdiven üstteler işte
gurbet hayatımız sürecek ağzımıza girdikçe
istediğimiz renkten nefesler
ama hayallerinde ip atlayacağız onların
onlar bizi koparacaklar
sanki bir ara sokağın bitiminde / duvar dibinde
elele çekilmiş fotoğrafımız beraber
hükümette yan flüt çalanlar için
hiç olmayan bir sesiz biz

burunlarından kan gelecek / ciğerlerinden nefret
dudaklarından tükürük fırlatacaklar / göğüslerinden küfür
bizi bu yüzyılda bile gizli sanacaklar
bizi bu yüzyılda doğduk bilecekler
anlat onlara allen / anlat onlara celaleddin
bu kubbenin altında ikimiz birden varız
/ anlatınız
atımızı sürecekken hedef aldığınız nalları biz
kapılarınızdan söktük sizin
yoncalarınız yapraklarıyla demledik çayı
sanki bir selanik tragedyasında başrolüz
sanki topladığınız adamlarla kapanabilir bu vana
güneş doğdukça kaybedecekler / çünkü biliyorum
cenab-ı hakk bile
bizden yana







Cemed Loma

Category : no 7
PEK RENGİNE ALDANMA FELEK ESKİ FELEKTİR*


burada kendim olduğum yatakta
ev yapımı bedenimle
-ev yapımıyım hangimiz değiliz ev yapımı-
korna sesleri arasında yerle gök arasında
zurna sesi Kürtçe sesi
kezizersin hatta gözlerin dolmuş gibi
dahası var dahası yok
bu ayaklar hiçbir halının desenini bozmuyor

biraz allık fırçayla hafif pudra asfalttan 
eğri boyun ve kaval kemiği işe giderken 
yalpa budur
buzlu yüzüm uzun yüzüm
Greklerin neşesine sakızlarına aman aldırma
akar durur China’nın çeşmesi aksın dursun
bakarsın çok paramız olur köşeyi döneriz polis vurur bizi meşhur oluruz

topuğumu istiklale vura vura
bakıyorum almadığımı almışım şeyi bu
çok uzak oralar insan insana yasak gözünü seveyim tembih şeyi
Pek rengine aldanma felek eski felektir

hani yılgın olmazsın ama her yalanı kendine güzelce iliklersin
üzüle üzüle vardığın teselliler, işaret parmağınla gösterirsin
bazı cevaplar insanın yıllarını alır
acıların gömüleceği kumsal yok
ölürsün sonunda mezarında kedi bekler böyle şeyler

kalabalığı geçiyorum halkı geçiyorum
hayırlı uğurlu olsun diyecekler çünkü
mutluluk pek dikkat çekmiyor
ama mutsuzluk öyle değil
çekiştirecekler elmacık kemiklerimi
öpelim diyecekler ves
hızlanıyorum
bir pencere saklanarak sarılanlara bakıyor
birbirini öpse öldürüleceğinden korkanlara
kediler bayaaa iyi sokaklar taş
koşuyorum 
keklik gibi kanadımı abv

çiçeksiz gardening sanki böyle midemde
durmasın girişinde mahallenin
berbat etmesin sokak üstümü yeter başka bi şey istemiyorum 

dişlerimin arasında ezeceğim gül dişler arasında ezilecek olan gül işte
henüz bunu tam bilmiyorum
tam bilemeyişim benim gardım olabilir
ne anlatırım mümkünü gerçeğe nasıl dikerim
gözlerimle gördüklerimden 
kalbimin tam olarak nerede büküldüğünden 
tomografilerden mezatlardan
nerelere evet nerelere hayır bilmiyorum

eve dönene kadar kimse bilmeyecek
onlar da bilmeyecek nerden nereye bu bahar
belki de yaşadıklarımızı anlatmak için en iyi yol konuşmak değil

hayatımız bellidir işte buradadır 
sen iyi olacaksın diyorum
iyi ki doğdun, kaldır başını



*Ziya Paşa





@