Rafet Arslan

Category : no 8
Beklenen Geldi! 


Çok zamandır artık olumlu hayal kuramaz haldeyiz. Dün; geleceğe uyarı olarak ele alınan distopik kurgular, bugün için gündelik yaşamın bir parçası haline geldi. “Bu böyle giderse buraya gidecek” şeklinde düşünce tarzından, “bu durum şu an burada ve onunla ne yapacağız” şeklinde bir aşamaya geçiş yaptık. Belki de onunla ne yapacağımız konusunda bir çare üretemiyor olmaktan, sadece onu “hikayeleştirerek”, onun korkunçluğu ile aramıza mesafe koymaya çalışıyoruz. Dünya çapında yüz milyonlarca borçlu insanın “kalamar oyunları”nı zirveye çıkartması gibi. 

Teknoloji, artık pandemiyle başlayan yeni dünya içinde herkesi tüketici yapmaya lüzum görmeyecek bir trend içinde akıyor. İkinci Dünya Savaşı sonrası kurgulanan nispi refaha dayalı tüketici topluluğu dünyasından, sadece teknoloji merkezli yeni sistemin içinde yer alabilen kişilerin tüketici olma şansına sahip olduğu bir dünyaya geçişimiz hızlı oluyor. Artık teknolojik gelişmenin hızı ile gezegenin ekolojik yıkımı arasında eş güdümün bire bir çıktıları ile sınandığımız bir aşamaya eriştik. Tükenen kaynaklar, sıkışan dağıtım kanalları gibi olgular, kıtlık kavramı, gezegenin uzak köşelerine ait bir beladan dünyanın bütün sokaklarına taşan bir gerçekliğe artık dönüşmüş durumda. Pandeminin tam olarak sağlamadığı nüfus kontrolünü, küreyi saran enflasyon, enerji krizi, kıtlık ve onlara bağlı vahşi olgular (karaborsa, insan kaçakçılığı, her türlü suçun zirve yapması) şimdi başaracak görünüyor. İleride bu dönemin İkinci Dünya Savaşı boyutlarında bir insan kütlesini elimine etmiş olduğu tarihe geçebilir. Şu an insanların psikolojik olarak dışsal gördüğü felaket, 2022 yılı itibarıyla kimsenin reddedemeyeceği gerçekliğini göstermiş olacak. Birilerimiz yaşamda kalacak, birilerimiz başaramayacak. 

Modern dönemde şiiri ve sanatı beslemiş sokak olgusu, pandeminin attığı ilk formatla zorunlu olunmadan çıkılmayacak alan halini aldı. Şimdi yaşanacak sosyal kriz ile kamusal alan, güvencede kesimler için çok daha kısıtlı kullanılan bir konuma gelecek. Nasıl pandemide reel mesaili işler büyük risk taşıyorsa, yeni gerçekliğin sertliğinde bu riskler katlanacak. Evden çalışma yeni bir sosyal statü formu oluşturdu ve yeni orta sınıf tanımı da güvenli çalışma/yaşama statüsü üzerinden yeniden formülleniyor. Şimdi beklenen Metaverse sistemi ile sosyal ve kültürel hayatın “gerçek kadar gerçek” dijital yeni kullanımı başladığında kentle ilişki bambaşka bir hale gelecek. Sadece vasıfsız zorunlu işler için sokaklara dökülenlerin, gidecek bir işi olmadığı için kriminalleşen ya da gidecek bir yeri olmayanlar ile baş başa kaldığı bir jungle olarak kente geçiş yapacağız. 

19. ve 20. Yüzyılda bohemya, kabare, köprüaltı gibi kent içinde kültürün alttan üste aktığı kanallar, bilindik şekliyle yeni yaşamda karşılığını bulmuyor. Hijyenik yaşayanların, açık ghetto’ya dönen kent içinde underground sektörlerden kültürel ürün ya da aktör devşirme ihtimali düşük gözüküyor. Zaten Metaverse ile kullanıcılar (ödeyebildiği kadarıyla) istedikleri avatara dönüşüp gerçek dünyanın ötesinde farklı dünyaları deneyimleyecekler. Deneyimlenen her dünyanın belli ekonomik yükü olacaksa da takas, açık davet, misafirlik gibi kısa yollar da zaman içinde gelişme şansına sahip. Suicide Squad ile Gotham’da her türlü çılgınlığa girişebilen birinin Tarlabaşı’na gidip canını riske atma ihtimali zayıftır.

Pandemiyle sanat, ekran üzerinden icra edilen ve deneyimlenen bir olguya doğru hızlıca dönüştü. Konvansiyonel sanat belli bir süre aristokrat bir zevk olarak alttan kısık ses devam etse de, paraya endeksli sanat piyasasının akacağı yer kripto para ve onun vizyonu yönünde olacak. Yakın gelecekte yayıncılık sektörü de yaygın tröst ağı ve koleksiyon yayıncılığı arasında bilindik varoluşunu sürdürmeye çalışırken bir taraftan da hızla dijitalleşecek. Şu an geniş kitlelerin ilgisinden öte kendi içinde dönen şiirin de teknolojik akışın getirdiği sonuçlardan uzak kalacağını düşünmek güç. Kitabın zaman içinde lüks bir koleksiyon nesnesine dönüşmesi süreciyle şifrelenmiş kripto şiir ya da şiir kitapçıkları şu an hala marjinal gözükse de çok yakın gelecekte yaygınlaşmış olacaklar. Yazılımla üretilen edebiyat ya da yapay zekânın yaratıcılığı gibi başlıklar da zaman içinde yaygınlaşsa da asıl önemli olan şey insan üretiminin hangi teknik formla sunulup, tüketileceğine doğru kayacak. Yeni dönemle şaşkınlık yaratan, gıpta edilen, ışıltılı ve tamamen teknolojik bir estetik öne çıkacak. Yeni gerçeklik önce tüketicisini interaktifleştirip ona yaratıcı sürecin olası bir parçası olma ihtimalini, ışıltılı bir vaat olarak sunma şansına da sahip.  

İmgenin büyüleme özelliği artık teknoloji tarafından temellük edildi. Bunun iyi ya da kötü oluşunun ötesinde hâkim oluşu öne çıkacak kuşkusuz. Metaverse gibi ortak deneyimlenecek üç boyutlu gerçeklik dünyaları eskinin alışkanlıklarını kırıp, kendi mentalitesinde bir yaşam kuracaklar ve yenidünyanın olağanı bu olacak.

Ama İkrar

Çok da işlevsel ya da edebi olma kaygısına girmeden yaşadığımız yeni teknoloji dünyası ve ekolojik felakete dair düşüncelerimi sıraladım. Kendini bu yenidünyada konumlandıramayan ve hissettiği kaygı karşısında emin olmayan bir zihinle. Fakat her deneyim özneldir. Birinin felaket deneyimlediği gerçeklik içinde bir başkası olasılık deneyimleyecektir. Herkesin en büyük derdi ya da hayali başka bir yaşamı olması düşünün artık mümkün olacağı bir yakın geleceğe sahibiz; belki de bu kıymetli bir şey. Bu deneyim kara şairlerin “ben bir başkasıdır” söyleminin tinselliğini ne derece taşır ya da modernin öznesinin hissettiği dışında yeni tinselliklere kapı mı açar, zaman gösterecek. Şiir ya da sanat insan türünün varoluşundan beri vardılar ve var olmaya devam edecekler kuşkusuz. Yeni yollara, biçimlere girip yollarına devam edecekler -ki modernizm dediğimiz şeyin başından beri bunun uzun ön hazırlıkları yapıldı. Tarihsel avangard deneyimlerden öte, şiir rap müzikten çağdaş sanata, birçok alana dağılarak genişledi. Oyun dünyası baştan sanatı içine kattı, şimdi beraberce 3D dünyanın öncül kuvveti olarak new media artistlerle ilerleyecekler. Nft belli bir süre sonra kendi sanatsal söylemini oturtur mu bilinmez ama onun yeni dönem için özgünlük, telif hakları vb. başlıklarda işlevsel olacağı da kesin.

Yaşadığımız dönemde DAO adı verilen merkezi olmayan, otonom sistemler uzun vadede devlet denilen şeyin yerine şirketlerin hâkimiyetinde yeni bir dünyaya geçişi sağlayacaklar. Zaten çoktandır insan özgürlüğü ve güvenliği sözcüğünden çok veri güvenliği ve serbestliğinden bahseden bir dünyadayız. Yeni kuşaklar her alanda 20. yüzyıldan kalan merkezlerin dağılmış olarak var olduğu bir yaşam deneyimleyecekler. Bu da yaşamının çoğunu ikili karşıtlıkların yönettiği bir dünyada geçirmiş kuşakların deneyimlerini aşacak bir dünya demek. Buradan kimse özgürlük vaadi çıkartmasın. Özgürlük artık paranın satın alacağı ölçüde yaşanacaktır; yoksa 21. Yüzyılın özgürlük, insan hakları, eşitlik gibi vaatleri zaten hiç olmadı. Ama teknolojiyi kullanabilenler için girişimci olmak ile oyuncu olmanın aynı şey olduğu bir evrende farklı yaratıcılık kanallarına imkân tanıyacak bir otonomi ihtimali de mümkün olacak. 

Bahsettiğim dünyanın devamı için en büyük risk, ekolojik felaketi bir şekil yavaşlatmayı başarıp başaramayacakları. Küresel nüfus azalması, küre içinde seyahatlerin azalması ile daha az karbon salınımı, kentlerin dağılma sürecine eşlik edecek yeni butik tarım ve bunlara eşlik edecek birçok tedbirle kısa ve orta vadede belli sonuçlar alınması mümkün. Uzun vadede ancak var olan kaynak kadar nüfusa izin veren bir denge mümkün olabilir. Onun dışında elitlerin gezegen dışında koloni yaşamları gibi senaryoları zaten çoktandır gündemde yer alıyor.

Dışarıda tehlikeli bir kamusal alan varsa (virüs, kirlilik, suç iklimi) içeride güvenlikte kalanlar için yeni kültürel formlar mümkün olacak. Yenidünya, yeni deneyimlerle yeni kavramlar ve belki de anlamlar üretecek, hayatta kalanlara.





@