Berrak Ertörer

Category : no 4
 BULUTSUZ

Mürekkep kalemin kağıttan ayrıldığı yerde toplanmış. Elimi kelimelerin üzerinde gezdirdim. İşaret parmağıma bulaşan boya sayfa boyunca zayıflayıp yok olan lacivert bir çizgi bıraktı. Kayıp giden bir yıldızı canlandırıyorum gözlerimde. Güneş arsızca pencereden içeri sızıyor, yüzüme, omuzlarıma vuruyor. Gürültüyle ittiğim sandalyeden kalkıp perdeyi bir hışımla çektim. Dörde katladığım kağıdı özenle yerleştirdim saman renkli zarfa. Yapışkanın mekanik tadı dilimle damağım arasında sıkıştı. Kelimelerin üstüne çöken karanlık beni de sardı.

Sonunda, dedim göğsüm derin bir nefesle kabarırken. Aniden ardına kadar açılan kapının sesiyle irkildim. Annem bu odada olmamı beklemiyor, telaşlı ifadesinden anladım, ellerini nereye koyacağını bilememesinden. Bir şey söylemiyor. Sessizliği ben bozuyorum. Hazırım, gidebiliriz. 

Titreyen ellerimi zarfla birlikte ceplerime sokuşturdum. Peşinden gelmemi söyleyen bir bakış attı annem. Sözünü dinledim. Usulca araladığı kapıdan koridora doğru ilerledi. Onun adımlarını örnek alıyorum yoksa takılıp düşeceğim. Karnım gurulduyor. Uykum geliyor, bazen gülüyorum bile. Vücudumun hâlâ böyle tepkiler verebiliyor olmasına şaşıyorum. Tam olarak nerede başladığını anlamadığım bir ağrı ensemden sırtımın tamamına yayıldı. Çenem kaskatı kesilmiş. Adımlarımı hızlandırıp annemin yanında yürümeye başladım. Buğulu gözlerle dönüp bana baktı, başındaki şal omuzlarına döküldü. Uzanıp elimi tuttu. Sıkıca kavrıyor olmalı, nedense hissetmiyorum. Dudakları kabuk kabuk, mühürlü. Yaşlar yüzünde yol alıyor. Bana baktıkça daha çok ağlıyor. 

Koridordan holün açıklığına çıktık. Siyahlar içinde, tanısam da şimdi pek çıkaramadığım insanlar kucaklıyor beni. Sıkı sıkı sarılıyorlar. Öylece dikiliyorum. Ne kadar çok kişi sarılırsa o kadar çok donuyorum sanki.  Kucaklaşmalar bitince dışarı adım attık. Gökyüzü aydınlık, tek bir bulut bile yok. Bulutlar olsa, onları dans eden hayvanlara, boğum boğum kollarıyla kahkahalar atan bebeklere benzetsem. Herkes arabalara doluştu. Cebimi yokladım. Kolumdan tutup beni de arabalardan birine bindirdiler. Bir kenara kıvrılıp uyumak istiyorum. 

Üç yaşında çocuk kundaklanır mı hiç? Sıkı sıkı sarmışlar. Bir avuç toprak parmaklarımın arasından süzülüyor. Cebimi yokladım, zarf toprakla alacalandı. İnsanların bakışlarını, sempati duyan, acıyan, çekinen bakışlarını ışıyan güneş gibi tenimde duyuyorum. Dudaklarımın üstü boncuk boncuk terledi. Yumruğumun arasında tuttuğum zarfı toprağa kattım. Masal olmadan uyuyamaz. Anne, bulutlar bugün neye benziyor, der. Gözlerini yumana kadar bulutlardan şekiller, şekillerden masallar damıtırım. Hepsini tek tek yazdım kağıda.

Küreğin toprağa ilk darbesiyle sol bacağımda pençe izine benzer bir yara açıldı. İkincideyse diğer bacağımdan. Yeryüzünü örten, ona saplanan çirkin metal sesi çoğaldıkça mideme, iki göğsümün arasına huzursuzluk doluyor. Beni içten dışa oyan, tüm gücümü elimden alan bir sancı. Üç yıl önceye ait dikişler kasıklarımda yanan bir his bıraktı. Boynuma doğru tırmandı, yakama yapıştı. Yağmur yağsın istiyorum. Gökyüzü aydınlık, tek bir bulut yok. 

Gideceğim başka hiçbir yer kalmadı, eve döndüm. Kapının önüne bırakılan pembe çiçekli sandaletleri kaptım. Annem kolumda, merdivenleri tırmandık. Evin sessizliği kulaklarımı tırmalıyor. Ayakkabılarımı, çoraplarımı çıkardım. Taşın serinliği terli ayaklarımın altında yankılandı. Odasının önünde durdum, aralık kapıdan içeri baktım. Yatak hareket etmiyor. Perdelerde hiçbir kımıltı yok. Halının kıvrık kenarı dokunsam düzelmeyecek gibi. Yatağa uzandım. Yorganın altında bulduğum peluş oyuncağa sarıldım. Küçüldüm. Çürüdüm, kabuğumun içini doldurmuyorum. Tırnaklarımın içi kara kara olmuş, ellerim çamurlu. Annem üzerime eğilmiş, saçlarımı okşuyor. Gözlerimi yumdum. Anne, bulutlar neye benziyor şimdi? 

@